Birçoğumuz yediğimiz gıdaların sağlığımızı direkt olarak etkilediğini biliriz. Literatürde yayınlanan son çalışmalarda, ileri yaşlarda demansa yakalanma riskinin sadece ne yediğimizle ilgili değil aynı zamanda hangi yiyecekleri birlikte yediğimizle de alakası olduğu görülmüştür.
Demans; hafızayı, günlük hayattaki işleri yapabilme yeteneğini ve düşünme yetisini olumsuz yönde etkileyen nörodejeneratif bir hastalıktır. Nörodejeneratif hastalıklar; nöronların yapısal ya da fonksiyonel olarak kaybıdır. Bir diğer tanımla; sinir hücrelerinde ya da beyin bölümlerinde hasar oluşması sonucu, sinir sisteminin artık görevini yerine getirememesi ve bu durumun kronik bir şekilde ilerlemesidir. Fonksiyonel kayıp doğum esnasında oluşmuş olabileceği gibi genetik ya da yaşlanma etkisiyle de oluşabilmektedir. Dünya çapında ölüm nedenleri incelendiğinde ilk sıralarda; kanserin, kardiyovasküler hastalıkların ve nörodejeneratif hastalıkların neden olduğu görülmektedir.
Demans görülen kişiler; değişik ortamlara ya da durumlara alışmakta zorlanır, kısa süre önce ne yaptıklarını hatırlayamaz fakat 20 sene öncesini oldukça net hatırlarlar, sohbet ederlerken doğru kelimeleri kullanamazlar ve hikayeyi takip etmekte zorlanırlar, çevresindeki insanlara sürekli aynı soruları sorarlar, dışarı çıktıklarında önceden çok iyi bildiği yolları tanıyamazlar, ruh halleri genellikle depresif ve öfkelidir, eskiden severek yaptıkları hobilere artık ilgi duymamaya ve tanıdıkları insanları tanımamaya başlarlar ve gündelik yaşamlarındaki sorumluluklarını yapmakta sorun yaşarlar.
Demans nöronların dejenerasyonu nedeniyle oluşabileceği gibi ayrıca farklı beyin hastalıklarının ya da yaralanmaların bir sonucu olarak da ortaya çıkabilmektedir. En fazla Alzheimer hastalığı ve damar demansı nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Demansın şiddeti kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Demans tanısının konulması için bir uzman tarafından hafıza, dil, dikkat ve ruh hali gibi muayenelerin yanı sıra aile ya da yakın arkadaş olan bir kişinin de görüşleri alınmalıdır.
Demans dünya çapında pek çok insanın yaşadığı bir sağlık sorunudur. Her yaşta görülebilmekte olup 65 yaş üstünde fazla görülmekte ve 65 yaş üstü nüfusun yaklaşık olarak %5-8’inde gözlemlenmektedir. Demans ayrıca dünya çapındaki ölüm nedenlerinden 7. sırada yer almaktadır. Yaklaşık olarak 47 milyon kişi demans problemi yaşamakta ve bu sayının 2050 yılında yaklaşık olarak 131 milyon olacağı ön görülmektedir. Bu nedenle bilim insanları demans ile ilgili yıllardır araştırma yapmakta ve tedavi yolları aramaktadır. Demans için henüz net bir tedavi bulunamamıştır. Bu nedenle demans oluşumu ile ilişkili olabilecek her türlü faktör araştırılmakta ve demansa yakalanma riski olabildiğince azaltılmak istenmektedir. Günlük beslenme rutini de bu faktörlerin en başında gelmektedir.
Önemli Olan Sadece Ne Yediğimiz Değildir
Fransa Bordeaux Üniversitesi’nden Cécilia Samieri ve ekibi 2020 yılında yaptıkları bir çalışmada, demans ve günlük beslenme rutininde tüketilen gıdalar arasındaki ilişkiyi araştırmışlardır. Araştırma için; demans olan 209 kişi ve demans olmayan kontrol grubu olarak 418 kişi katılmış, eğitim, yaş ve cinsiyete bağlı olarak farklı gruplara ayrılmıştır. Tüm katılımcılar 5 sene boyunca hangi gıdaları yediklerini belirtmek için verilen anketi doldurmuş ve iki-üç yılda bir tıbbi kontrollerini yaptırmışlardır.
Samieri ve ekibi katılımcıların tükettikleri gıdaları genel gruplara ayırmış ve gıda grupları ile demans arasındaki ilişki üzerinde incelemeler yapmışlardır. İncelemeler sonucunda araştırmacılar; sosis ve kurutulmuş et gibi işlenmiş et ürünlerinin, demans hastası olan katılımcıların beslenme rutininin merkezinde olduğunu görmüşlerdir. Ayrıca bu kişilerin işlenmiş etlerle birlikte genellikle patates gibi nişastalı gıdaları, alkol, kek ve kurabiye gibi ürünleri birlikte yemeye daha meyilli oldukları da görülmüştür. Bu nedenle araştırmacılar, işlenmiş etin ne kadar tüketildiğinin yanı sıra ayrıca diğer sağlıksız gıdalarla birlikte tüketmenin demans riskini artırdığını düşünmüşlerdir. Öte yandan demans hastası olmayan kişilerin et ile birlikte meyve, sebze ve deniz ürünleri tüketmeye daha meyilli olduğu da fark edilmiştir. Bu kişilerin genel olarak günlük diyetlerinde deniz ürünleri, kümes hayvanı etleri, meyve sebze ve kırmızı et gibi farklı gıda gruplarına yer verildiği gözlemlenmiştir.
Samieri, beslenme rutininde farklı gıda gruplarına yer vermenin daha az demans riski ile bağlantılı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca hastalıkların biyolojisinde karşılaşılan kompleks durumun, gıda grupları ve hastalık ilişkisini çözümlemek ile daha anlaşılır olabileceğini de vurgulamıştır.
Hangi Gıdalar Birbirleriyle Sinerjik Çalışır?
Gıdalar içerdiği birçok bileşen madde sayesinde sağlığımıza olumlu etkiler göstermektedir. Bu bileşenler aynı zamanda birbirleriyle de ilişkilidir. Yani tüketim sonucu bir araya gelen bileşenler, birbirini etkileyerek sağlığımıza olan etkilerini daha fazla gösterebilir ya da tam tersi daha az gösterebilmektedir. Daha fazla gösterdiklerinde sinerjik etki olarak adlandırılırken daha az gösterdiklerinde antagonistik etki olarak adlandırılmaktadır. Gıda bileşenlerinin yararlı etkilerinden daha fazla yararlanabilmek için, birbirleriyle sinerjik çalışan gıdaları tüketmemiz gerekmektedir. Sinerji etkisi; gıda bileşenlerinin sindirim sistemindeki son durumuna, biyolojik olarak aktifliğine ve bileşenlerin birbiriyle olan dengesine bağlı değişiklik göstermektedir.
Singh ve arkadaşları 2022 yılında yaptıkları çalışmada, D ve K vitamininin sinerjik etkisini konu alan çalışmaları araştırmışlardır. Sonuç olarak inceledikleri 12 çalışmadan 11 tanesi D ve K vitamininin birlikte tüketildiğinde sinerjik etki oluşturduğunu göstermiştir. Sinerjik etki kalp hastalıklarının, kemik kırıklarının ve kemik mineral yoğunluğunu iyileşmesinde olumlu etkiler göstermiştir.
Bir diğer sinerjik çalışan gıdalar ise domates ve avokadodur. Kopec ve ekibinin 12 kişiyle yaptığı çalışmada avokado ve domatesin birlikte tüketildiğinde sinerjik etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Sonuçlara göre; domatesin içeriğindeki provitamin A’nın, avokadodaki lipit içeriğiyle sinerjik etki oluşturduğu görülmüştür.